Hicret : Mekan'a tutsak olmamak

Kur’an‘da hakikat ve kavram olarak var olan her şeyin kainatta bir numunesi olduğunu bilir her mü’min. Zaten Kainat’ta bir “Kitab-ı Kebir”dir okumayı bilenler için...
Kur’anı kainatta, kainatı Kur’an’da okuruz böylece. Ve her okuduğumuz ayet bizi kainata her seyrettiğimiz çiçek bizi Kur’an’a daha bir yakınlaştırır.
Hicret, kainatın içinde her yerdedir, görebildiğimiz, bakabildiğimiz miktarda. Her an her şey bir yere göç etmekte...Zerreden kürreye, maddi alem, manevi alem, herşey her an bir oluşumdan öbürüne akıp gitmekte.
Tabii hicret’in sadece göç boyutunu alırsak, hicretin arka planı ve alt yapısını da düşününce bu göç ve gözünüzde akıp gitme daha bir farklı boyut kazanmakda...
Terim olarak Hicret: Peygamber (s.a.v.) ve inanan müminlerin miladı 622 yılında Mekke’den medine’ye göçleridir.
Hicreti sadece bedenle yapılan bir göç olarak algılayıp iç derinliğine inmediğimiz takdirde yüzeysellik yanıltır bizi, içselleştiremez ve doğru okuyamayız.
Oysa Kur’an’daki hicret ile ilgili ayetler tarandığında hicret hep mücahede ve mücadele fiilleriyle sıklıkla beraber geldiğini görürüz.
Hicret neden mücahede, mücadele, sabr gibi fillerle beraber geldiği üzerinde düşününce bir müminin çıkaracağı ilk ders zor bir eylem olduğu düşüncesidir.
Zira Hicret sadece bedenin göçü değildir. Duygular, düşünceler, alışkanlıklar, vatan, gördüğün toprak, soluduğun hava. Ayrılıklar ayrılamadığımız ana ayrılmak zorunda kaldığımız şeyler kadar çoğalıyor.
Hicret sadece bir kaçıp- kurtulma değildir. Gideceğin hayatta hazır bir dünya seni beklemiyordur. Hicret yeni bir dünya, yeni alışkanlıklar yeni arkadaşlıklara adapte olmanın zorluğunuda beraberinde getirir.
Hicret herşeyden ama herşeyden fedakarlık edip prensiplerinden, inandığın seni sen yapan değerlerden vazgeçmemenin öteki adıdır.
Hicret’i tarihi veya turistik bir gezi olarak görebilme ihtimaline karşı kur’an’da onlarca ayet serlevha olur, gözümüzün önüne Rabbimiz hicreti zorluk bildiren fillerle beraber zikreder ve mükafatı de cennette akıbetlendirir.
Hicret kainatın, kainat da hicretin içinde öteden beri sonbahar gelince kuşların göçü, hicreti hatırlatır hep. Bir yaz boyu her türlü sıkıntı ve tehlikeye karşı yuvayı kurma, yavruları koruma, besleme barındırma... Ama bahsedemeyeceği ve değiştiremeyeceği kış şartlarında ise yaşayabileceği yerlere ilahi sevk ile göç.
Unutulmaması ve hatırda tutulması gereken nokta, şartları değiştiremediğin ve şartlar seni değiştirmeye başladığında.
Bu iç okumayla Peygamber (s.a.v.) hicretine baktığımızda O’nun bundan ne kadar muzdarip ve elemli olduğunu görürüz. Hicret esnasında Mekke’ye yukarıdan bakan bir yere geldiğinde, geride çocukluğunun geçtiği babavatanı Mekke’ye bakıp:”Ey Mekke! Eğer beni senden çıkarmasalardı ben senden asla ayrılmazdım”,diyen içli ve vefalı bir insanın prensipleri ve inandığı değerleri adına neleri feda ettiğini görürüz. Ozaman anlarız evimizden, eşyalarımızdan hergün görmeye alıştığımız camımızın önündeki ağaçdan ayrılmanın ne kadar zor olduğunu. Hicret kainatın,kainat da hicretin içinde Muhacir kafaya sahip mü’min, sınırlarını insanların çizdiği bir dünyanın öneminin olmadığını, esas sınırları Allah’ın çizdiği sınırlar olduğunu bilir. Nitekim Kur’an’da bunu teyid eder.
Ankebut suresi ayet 56’da:”Siz ey iman edenler! Şüphesiz ki benim arzım geniştir. O halde bana, yalnızca bana kulluk edin.” Bu ayetin ışığında Hicret, mekana tutsak olmamaktır.
Hicret inandığı değerler için bir dünya vatandaşı olmaktır.

(Yazı değerli bir ablama'a aittir. )

Yorumlar